Hutbeler

PDF-Dosyası Cuma Hutbesi (PDF)
 

Camilerde Hayat Var!
(01.10.2021)

 

Hasretle bekliyordu Yesrib.  Yıllardır süren kavga ve çatışmaların yorgun düşürdüğü yürekler, kurak toprakların yağmuru beklediği gibi bekliyordu Kutlu Nebî’yi. Vedâ Tepeleri üzerinden doğuyordu Ay bu defa. Gönüllerde tarifsiz bir coşku ve sevinç, herkes hanesini bu Kutlu Misafir’le şereflendirmenin heyecan ve telaşı içerisindeydi. Allah Rasûlü’nün gündeminde ise; yurtlarından ayrılan muhacirlerin yarasını saracak, Ensar’ın kalplerini birleştirecek, vahyin nuruyla aydınlanacak bir mescid inşa etmek vardı. İlk icraatı da bu oldu Allah Rasûlü’nün. Mescid-i Nebî olarak anılan bu mabed, Müslümanların ihtiyaçlarının karşılandığı, sorunların çözüme kavuşturulduğu, kimsesizlerin himaye edildiği, bireysel ve sosyal her türlü mesele ile ilgili istişarelerin yapıldığı, kararların alındığı bir merkez oldu. Edep, adap, ilim ve irfanın aşılandığı bir mektep oldu. Tarih boyunca kendisinden sonra inşa edilen camilere örneklik teşkil ederek, İslam medeniyetinin şekillenmesinde ve cami merkezli hayat tarzının kültürümüze yerleşmesinde en güzel örnek oldu. 

Kardeşlerim!
Kalabalıkları nitelikli birer topluluk haline dönüştürecek, bir ve beraber olmanın, kardeş olmanın temel ilkelerini öğretecek, iman kardeşliğinin her şeyden üstün olduğunu hissettirecek mekânlardır camilerimiz.  Camiye girerken dünyevî bütün kimliklerimizi dışarıda bırakarak; soyumuzun, dilimizin, rengimizin, sosyo-ekonomik durumumuzun farklılıklarına aldırmadan aynı safta yalnızca Âdem’in çocukları olarak Rabbimizin huzurunda kıyama dururuz. Rasûlüllah (s.a.s.)’in Veda Hutbesi’nde buyurduğu gibi: “Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır.”[1] Bizi öne geçirecek tek bir makam vardır. O da takva ile taçlandırılmış kulluğumuzdur. Öyleyse camilerimizin bize kazandırdığı manevi değerleri, bizler de başta aile hayatımız olmak üzere, iş hayatımıza, çevremize, insanlarla hatta Allah’ın yarattığı bütün canlılarla olan ilişkilerimize, merhamet, anlayış, tevazu, adalet, güzel söz ve zarafet olarak yansıtmalıyız. Böylece bütün yönleriyle hayatı, caminin öğrettiği ve temsil ettiği değerlerle inşa etmiş oluruz.

Aziz Cemaatimiz!
Yaklaşık 60 yıl önce başlayan göçle birlikte ilk nesil büyüklerimiz, ahlâkî, manevî ve kültürel değerlerini gelecek nesillere aktarabilmek amacıyla Almanya’nın dört bir tarafına mescitler ve camiler inşa ettiler. Zor şartlar altında, aslî ihtiyaçlarından fedakârlık ederek inşa ettikleri bu mabedler, Hz. Peygamber’in inşa ettiği ilk mescit gibi, hayatın merkezinde ve hayata değer katan bir misyon üstlendiler. 

Bununla birlikte, artık dördüncü ve beşinci kuşak torunların emanetine geçmiş camilerimizi daha zorlu bir geleceğin beklediğini göz ardı edemeyiz. Tarihin her döneminde inananların sorumluluğu altında varlığını koruyabilen camilerin manen ihyası,[2]  yeni dönemde, Allah bilir, en zorlu sınavımız olacaktır.

İnancımızın, kültür ve geleneklerimizin en önemli aşılama merkezleri olan camileri yaşatmak elbette hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu sorumluluk daha fazla geciktirilemez. Camilere karşı sorumluluğumuz, bize en yakın camiye üye olmakla başlar. Daha sonra yönetim organlarında, kadın kollarında, gençlik kollarında, veli kollarında resmî ya da gönüllü olarak sorumluluk almakla devam eder. Nihayet son nefesimizi caminin müdavim bir cemaati olarak vermek,  hepimiz için saadetlerin en güzeli olur.

 

DİTİB Hutbe Komisyonu

 


[1] Ahmed b. Hanbel, V, 411.

[2] Tevbe, 9/18.

 

2021-10-01